Annenin Rüyası

En son güncellendiği tarih: 10 May 2020

Merhaba. Bu hafta bu blog bana ait. Ben bir anneyim. Henüz çoğu şeyde yolun başındayım, oysa şair yolun yarısını çoktan geçtiğimi söylüyor… Ama hayatım oğlumun gelişiyle her yönden bambaşka bir yola girdiği için, bu yolların her birinde farklı bir açıdan “dönüştüğüm” ve geriye de asla gidemediğim için, ben kendimi yolun başında hissediyorum. Yolun başında olup analığı övmeye kalkacak değilim elbette. Fikir vermek, sorgulatmak, öğretmek de değil niyetim. Sadece yıllar önce gördüğüm ve salgından sonra “gücüm olsaydı dünyadaki tüm annelerin görmesini sağlardım” dediğim bir rüyamı anlatmak istedim.


O zamanlar anne değildim. Yani bu rüya teknik olarak başka bir beyin yapısının ürünüydü. Rüyamda birbirinden bağımsız halde havada süzülen 3 ada gördüm. Biri son derece yoğun bir metropoldü. Diğerinde göz alıcı bitkilerin ve kocaman bir yılanın sardığı terk edilmiş bir fabrika vardı. Sonuncusu ise, bomboştu… Beynimin bu rüyayı anlaması, tam 4 yıl aldı.


Ben bu 4 yılda nice planlar yaptım. Fakat oğlum bunları sadece nefes alarak unutturdu: Doğumdan sonra beynim artık eskisi gibi işle(ye)miyordu. Beynimin planlama bölümü boşaltılmış, ondan açılan yer adaptasyon kısmına katılmış, “şartlar ne olursa olsun hayatta kalma ve hayatta tutma birimi” beynime adeta el koymuştu. Uykusuzluk ya da hormonlar sebebiyle unutkanlığım artmış, planlama kabiliyetim körelmiş buna karşılık her türlü “ilk”i hızlıca kavrayıp adapte olma, sorunlara çare üretme yaratıcılığım tavan yapmıştı.


Modern tıbbın en iyilerinden olan doğum doktorum, beyin kimyamın geri dönülemez şekilde değişeceğini ta başında söylemişti. Buna rağmen şaşkındım. Ben hormonların beni bir sevgi pıtırcığına dönüştüreceğinden, kurşun kaleme dahi şefkat duymama sebep olacağından ve bebeğimin her agu’sunun beynime mıh gibi kazınacağından falan bahsettiğini sanmıştım.


Beynimin sadece işleyişinin değil işlevinin de tamamen başkalaşacağını; geleceği yönetmek yerine ona uyum ve kaynak sağlamaya çalışan bir düşünce yapısına geçiş yapacağımı anlamamıştım. Hoş anlamış olsaydım bile buna hazırlanamazdım. Çünkü anlaşılan doğa tüm dönüştürücü geçişleri pat diye yapıyordu. Ve elbette bunun böyle olmasının bir sebebi vardı. Sonuçta ben dünyadaki kim bilir kaç trilyonbininci anneydim; ne kadar ayak uyduramasam da doğa işini iyi biliyordu. Ne var ki insan ırkı olarak henüz evrimimizi tamamlamadığımızdan, geçiş pat diye olsa da dönüşüm zaman alıyordu…


Geleceği düşünmekle bir ömür geçirmiş ve geçimini plan yaparak/yöneterek sağlamış biri olarak, benim evrimim çok uzun sürdü. Çok defa hayallerim sandığım planlarım başıma yıkıldı. 2 yıl, tek bir günü bile planladığım şekilde yaşayamadan geçti gitti. Sonra bir gün… Salgın geldi. Endişelerim bine katlarken, dünyada bel bağladığım her şey bir anda duruverdi. Oğlum ve doğa dışında her şey… Bu ikisinin gelişimi son hızıyla devam ediyordu: İki hafta kullanmadığımız arabamızın arka tekerini janta kadar saran bir yaban otu gördüğüm gün, 2 yaşındaki oğlum bana gökteki uçaklar nereye gitti diye sordu. İşte o an uyandığım, bir gerçeği gördüğüm ve 4 yıl önceki rüyamı anladığım an oldu:


Birinci ada benim dünyam, eski yaşamım, plan ve konfor alanımdı… Bir gece içinde çoktan geride kaldığını inatla görmek istemesem de olan olmuş, geçiş gene pat diye gerçekleşivermişti. Biz artık ikinci adaya gelmiştik. Bu adada nazik doğa dev sanayi ürünlerini sarmalıyor, yılanla sembolize edilen “sağlık” tüm önceliklerin üstüne çıkarak çeliği durduruyordu. Adalar arasında bırakın yolu, deniz bile yoktu. Tıpkı geçmiş normalimiz ile şimdiki normalimiz arasında bağlantı kalmadığı gibi…


Şimdi önümüzde boş bir ada var. Bembeyaz bir kağıt gibi… Çocuklarımızın akılları gibi… Geleceğin bin bir ihtimaliyle dolu ama aynı zamanda tamamen bakir. O kadar değerli, o kadar önemli, yönetilemez ve boş verilemez… Belki de bu bilinmezliğin sunduğu her türlü “ilk”i hızlıca kavrayıp adapte olarak, geleceği yönetmek yerine ona uyum ve kaynak sağlayarak, çocuklarımızın bu yeni adada bizim eski adamızda hayal bile edemeyeceğimiz harikalar yaratmasına yardımcı oluruz.


Belki bugünü kadın -erkek hepimiz, hayat karşısında annelik kafa yapısını benimseyerek kutlarız. Belki de hepimizi besleyip doyuran dünyanın anneliğini bu şekilde kutlar, ona böyle bir teşekkür sunarız. Belki 2020, insanların doğaya, dünyaya, tüm canlılara annelik etmeye başladığı yıl olur. Belki bu kez çocuklarımızın bize değil, bizim onlara böyle bir hediye verdiğimiz bir anneler günü kutlarız. Bence o zaman, gelmiş geçmiş tüm annelerin içi hep rahat, her günleri kutlu olur.

105 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör