Benden Bize

En son güncellendiği tarih: 1 Eki 2020

Hepimizi kendimizle baş başa kalmaya mecbur bırakan ama bir yandan da içinden ancak birlikte hareket ederek çıkabileceğimiz muazzam bir insanlık bilmecesinin içine düşüverdik. Her birimize ayrı tesir etse de, bu süreç hepimizi, tüm insanlığı ve hatta dünyayı değiştirmekte… Dönüştürücü günlere tanıklık ediyoruz, hem içimizde, hem dışımızda. Ve içimizle dışımızın hem bu kadar ayrı hem de bu kadar birbirine sıkı sıkıya bağlı (hatta bağımlı) olduğunu belki de ilk kez idrak ediyoruz çoğumuz.


İçinden geçmekte olduğumuz bu durum, duygu-zihin-beden bütünlüğünü gözler önüne seren kocaman bir işaret adeta. Döngünün bir yerinden girip neler olduğuna bir bakalım mı?


Diyelim ki şu anda evinde ya da işindesin. İçinde duygular, kafanda düşünceler dolanıp duruyor. Şu aralar olumlu olanlar kadar, hatta belki biraz daha fazla, olumsuz duygu ve düşünceler de var. Tüm algıların, kullanımının kısıtlandığı dış dünyadan gelecek her türlü uyarana karşı son derece açık ve hassas… Burası döngünün başı.


Döngünün devamı ise, seni doğduğun andan beri aklına bile gelmeyen milyonlarca çeşit riske karşı her an koruyan bağışıklık sisteminin; hem fiziksel, hem zihinsel, hem de duygusal olarak; gene senin tarafından nasıl zorlandığının bir özeti sayılabilir aslında. Çünkü döngünün devamı şöyle oluyor:


  • Çevrende seni etkileyen stres unsurları, ya da hali hazırda biriktirdiklerin, duygu düzeyini her tetiklediğinde, düşünce akışında dalgalanmalar meydana getirir

  • Zihnindeki düzensiz dalgalanmalar, beynindeki kimyasal reaksiyonları doğrudan etkileyerek beynin özellikle hipotalamus ve hipofiz bezlerini ve böbrek üstü bezini harekete geçirir.[1]

  • Epifiz bezi her duygu durumuna göre farklı bir hormonun salgılanmasını sağlar. Diyelim ki stresli hissediyorsun ve hipotalamusun, hipofiz bezin ve böbrek üstü bezlerin stres hormonu kortizolü (ve diğer eşlikçi stres hormonlarını) salgılıyor

  • Bu hormonlar gidip her bir hücrenin ilgili reseptörlerine bağlanır ve tüm vücudunu bir anlamda stresli duruma karşı hazırlanmaya davet eder. (Oysa hücrelerindeki bu uzantılar, aslında seni besleyecek ihtiyaç duyduğun proteinlerin bağlanması için açık tutulan kapılardır… Ne var ki şu anda stres hormonları tarafından kullanılmaktalar. Bunu aklımızın bir köşesinde tutalım.)

  • Daveti alan tüm hücreler muhteşem bir uyum içinde, hem kendilerini hem de tüm metabolizmayı (yani seni!) hayatta tutmak için gerekli prosedürleri uygulamaya başlarlar. Sağlıklı hiçbir hücre, ne kadar besine ihtiyaç duyarsa duysun, bu davet karşısında uyumsuzluk göstermez. Bir tanesi bile, kendi varlığını devam ettirmek için diğerlerini tehlikeye atacak bir reaksiyona girmez. Tüm bu özveri seni hayatta tutmak için gerçekleşir.

  • Stres kaynağı durum ortadan kalkıp da uyarıcı hormonların salgılanması durana dek, tüm vücudun hücresel düzeyde birlikte ve uyum içinde hareket etmeye devam eder. Sen her gün, bu şekilde hayatta kalırsın. Tıpkı benim gibi...

  • Bu hayatta kalma planı, beyninin senin kontrolün dışında olan kısmı tarafından mükemmel şekilde yönlendiriledursun; beynin senin kontrolünde olan (ya da olduğuna inanmak istediğin) kısmı olan zihnin de, kendi çapında hayatta kalabilmek için çeşitli planlar yapmaya devam etmektedir.

  • Dış dünyadaki büyük bir stres kaynağına; belki de şu ana kadar karşılaştıklarının en büyüğüne karşı zincirleme bir tepki verir zihnin. Şok, inkar, panik, öfke, isyan...


Dile kolay, bir süredir dış dünyada sadece kendi varlığını değil, tüm insanlığı tehdit eden bir tehlike unsuru var. Ve ortak bilinç, başından beri bu tehlikeye karşı her bireye aynı davette bulunuyor: korun ve koru!


Peki zihnin bu davet karşısında, kendisini hayatta tutan milyarlarca hücre gibi uyumlu davranabiliyor mu? İşte döngünün kırıldığı nokta tam olarak burası.


Zihin, benlik algısı ile var olur. Ben diyebildiğin andan itibaren anılarını kayıt altına almaya başlarsın -ki bu da 2 yaş civarına denk gelir. Bu şekilde örtük bellekten açık belleğe geçiş yaparsın. Sağlıklı ve mutlu bir birey olmak için, tutarlı ve dengeli bir benlik algının olması önemlidir.


Gel gör ki zihninle bütünleştirdiğin beynin, varlığını tek başına sürdürebilecek şekilde yaratılmamıştır! Beynin doğru şekilde gelişebilmesi ve hayatına sağlıkla devam edebilmesi için, sosyal ilişkilere ihtiyacı vardır. Çünkü araştırmaların da kanıtladığı üzere; beyin, sosyal çevresinden aldığı sinyalleri yorumlamak üzere tasarlanmış bir organdır -ki bu işlevi sonucunda, söz konusu dış sinyaller bizim iç dünyamızı etkilerler.[2]


Başka bir deyişle, farklı beyinler arasında oluşan sosyal etkileşimler, her bir beynin kendi içinde olanlara büyük ölçüde etki eder. Her bir beyin, kendi çevresiyle kurduğu bağlar sonucunda sürekli gelişmeye devam ettiğinden, kişiler, sosyal çevreleri (yani toplum) ile kökten bağlantılıdırlar.[3]


Hatta öyle ki, sosyal ilişkiler beynin fizyolojik yapısında dahi mutlu olmakla doğrudan bağlantılıdır. Stanford Üniversitesi Tıp Okulu bünyesinde yapılan bir araştırma; beyindeki ödüllendirme (iyi ve mutlu hissetme) sistemini yöneten alanın, sosyal etkileşimle doğrudan bağlantılı olduğunu, kanıtlamıştır.[4] Yani; sosyal ilişkiler içine girdikçe beyindeki ödül sistemi aktive olur ve kendimizi tatmin olmuş (ödüllendirilmiş) hissederiz.


Bilim konuyu bir adım daha ileri götürerek şunu da gösterir: Bireysel olarak iyi olmanın en önemli koşullarından biri; kişinin dikkatini ve tutkusunu sadece kendine has kişisel önceliklerine odaklamak yerine, diğerlerinin (bütünün) iyi olmasına odaklaması ve bu yönde çaba sarf etmesidir.[5] Yani insan (benliği), mutluluk kavramını ancak "biz" algısına dahil olarak algılayabilir.[6]


Dolayısıyla, zihnin "bütünün iyiliği için" bir davet aldığında, ona uyum gösterir ve ortak bilince uyumlu davranır ise, sadece varlığını sürdürmek için doğru adımı atmış olmaz; aynı zamanda mutlu olmak için de yapabileceği en doğru şeyi yapmış olur.


Aksi yönde bir hareket, yani zihnini bütünün hayrı yerine kendi bireysel iyiliğine yönelik çalıştırman;

  • zihnini (yani hücrelerini) besleyen kanalların stres hormonları tarafından meşgul edilmesine,

  • böylece hem zihinsel, hem de bedensel anlamda giderek zayıflamana,

  • tüm bunların doğal sonucu olarak da, sistem tarafından “işlevsiz” olarak algılanmana yol açabilir.


İşte benden bize döngüsü tam olarak böyle çalışır. Mikro ve makro kozmosta işler çok benzer yürür. Ya hep birlikte var olur ya da bireysel olarak önce mutsuz, sonra işlevsiz hale geliriz. İçinden geçmekte olduğumuz dönüştürücü günlerin sana ve bana öğretmeye (hatırlatmaya) çalıştığı şey belki de budur. Ne dersin?

[1] https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3181836/ [2] Siegel, Daniel J., Tina Payne Bryson, Bütün Beyinli Çocuk, İstanbul: Diyojen, 2019, s: 171 [3] Siegel, Daniel J., Tina Payne Bryson, Bütün Beyinli Çocuk, İstanbul: Diyojen, 2019, s: 171 [4] https://med.stanford.edu/news/all-news/2014/06/scientists-tie-social-behavior-to-activity.html [5] Siegel, Daniel J., Tina Payne Bryson, Bütün Beyinli Çocuk, İstanbul: Diyojen, 2019, s: 171 [6] Siegel, Daniel J., Tina Payne Bryson, Bütün Beyinli Çocuk, İstanbul: Diyojen, 2019, s: 171

192 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör