Kalp: Çevrimiçi

Damarlarında gezen kan olduğunu düşün.

Kalbinden çıkıyorsun, Aort atardamarıyla karşılaşıyorsun, vücudunun dört bir yanına dağılıyorsun. Sadece gidiyorsun; yol sormadan, bir yerde durmadan, zaman gibi akıyorsun. Gittiğin her yerde canlılıkla karşılanıyorsun. Gittiğin her yere enerji veriyorsun. Uğradığın her yerden çöpleri topluyorsun. Hiç ayrım yapmadan en dar, en küçük kılcal damarlara kadar gidiyorsun, oradan ana toplar damara akıyorsun ve nihayet yine kalbine dönüyorsun -tabii bu kez sağ kısmına. Uzun bir yoldan gelmişsin, üstün başın hep o gezdiğin yerlerden topladığın hatıralarla dolu; kimi toksik, kimi keyifli… Ama her yeri gezmişsin, tüm dokularla selamlaşmışsın, onlar sana bir şeyler vermiş, sen onlara bir şeyler vermişsin. Kalbin tabii soruyor sana; “Ee anlat bakalım, nasıl geçti yolculuk? Giremediğin yerler oldu mu? Herkese selamımı iletebildin mi? Alıp veremediğin var mı?” Kısa toplantıdan sonra temizlenme, arınma, beslenme zamanı geliyor; akciğerlere gidiyorsun ve iyice toparlandıktan sonra tekrar kalbine dönüp yine her yeri turlamaya başlıyorsun...[1]

Bu yolculukta senin vücudunu gezmiş olan kanın, kalbine neler anlatır? Başından neler geçmiştir?

Kalp kanı çok şiddetli mi göndermiştir (hipertansiyon), yoksa çok mu yavaş (hipotansiyon)?

Yolda tıkanıklık var diye gezemediği, geçerken zorlandığı yerler olmuş mudur?

Kalbe dönüş yolculuğu nasıldır acaba, yol akıcı mıdır (toplardamar) ?

Akciğerlerin nasıl bir hava solumuştur ve sana neler verip, senden neler almışlardır?

Damarlarındaki kan, bu sorulara güzel yanıtlar vermiyorsa, senin kendinle ilgili güzel yanıtlara ihtiyacın olabilir. Kendini yalnız hissettiğin noktaları aydınlatman, iyi bir başlangıç olabilir.

Dolaşım sisteminde oluşabilecek rahatsızlıklar çok çeşitlidir. Bu yazıda yüksek tansiyona, alt sebeplerine ve destekleyici ve tamamlayıcı bütüncül yaklaşımlara değineceğiz.

Kan basıncı iki sayı ile kaydedilir.

Sistolik basınç (daha yüksek sayı), kalbinin vücuduna kan pompaladığı kuvvettir.

Diyastolik basınç (düşük sayı), damarlarının kan akışına gösterdiği dirençtir.

Her ikisi de milimetre cıva (mmHg) cinsinden ölçülür.

Genel bir rehber olarak:yüksek tansiyon 140 / 90mmHg veya daha yüksek (veya 80 yaşın üzerindeyseniz 150 / 90mmHg veya daha yüksek) olarak kabul edilir. İdeal kan basıncının genellikle 90 / 60mmHg ile 120 / 80mmHg arasında olduğu düşünülür.120 / 80mmHg ve 140 / 90mmHg arasındaki kan basıncı okumaları, kan basıncınızı kontrol altında tutmak için adımlar atmazsanız yüksek tansiyon geliştirme riskiniz olduğu anlamına gelebilir. Herkesin kan basıncı biraz farklı olacaktır. Senin için düşük veya yüksek olarak kabul edilen şey, başka biri için normal olabilir.

Yüksek tansiyonun olup olmadığını bilmenin tek yolu, bir tansiyon testi yaptırmaktır.Yüksek tansiyona neden olabilecek sağlık koşulları şunları içerir:[2]

  • böbrek hastalığı,

  • şeker hastalığı,

  • uzun süreli böbrek enfeksiyonları,

  • obstrüktif uyku apnesi* - boğaz kaslarının uyku sırasında gevşediği ve normal solunumu kesecek seviyede solunum yolunun daralması,

  • glomerülonefrit - böbrekler içindeki küçük filtrelerde hasar,

  • böbrekleri besleyen arterlerin daralması,

  • hormon problemleri - az aktif tiroid, aşırı aktif tiroid, Cushing sendromu, akromegali, aldosteron hormonu seviyeleri ve feokromositoma gibi

  • lupus - bağışıklık sisteminin cilt, eklemler ve organlar gibi vücudun bölümlerine saldırdığı bir durum,

  • skleroderma - kalınlaşmış cilde neden olan bir durum ve bazen organlar ve kan damarları ile ilgili sorunlar

(*Apne, dolaşım sorunlarının, özellikle de yüksek tansiyonun alt sebeplerinden önemli biri olarak görülmektedir. Apne konusunu geçtiğimiz hafta işlediğimiz uyku temalı Instagram paylaşımlarımızdan inceleyebilirsiniz.)

Meşhur kronik stres yüksek tansiyona neden olabilir. Gevşeme yanıtını tetiklemek (yani kavga ya da kaçış tepkisi vermemek) ise durumu daha iyiye götürür. Yapılan çalışmalar, gevşeme cevabının kan damarlarını genişletmek ve kan şekerini harcamakla ilişkili genleri aktive ettiğini ve damar iltihabı ve daralma ile ilişkili genleri pasifize ettiğini göstermiştir.[3]

Stres hormonları kan damarlarını daraltır ve kan basıncında geçici ani yükselmelere neden olabilir. Ayrıca uzun süreli stres, kalp damar sağlığını tehlikeye sokan yeme bozukluğu, zayıf uyku ve benzeri sağlıksız alışkanlıkları tetikleyebilir.[4]

Ama en esaslı stres, iletişim bozukluğudur. Sen konuşurken kan basıncın artar, dinlerken azalır. Kendinden, yaşayan dünyadan ayrışmaktır; esas hastalığı davet eden. Vücut, konuşan bir enstrümandır, bir makine değil. Beden, duygular ve zihin ayrı değildir. Aslına bakarsan hayatın akışında hepsi birlikte hareket ederler. İletişim kurarken tüm metabolizman; duygusal (ve dolayısıyla) fiziksel durumunla ilgili, karşındaki kişiye adeta olay yerinden naklen yayın yapar. Örneğin konunun seni duygusal olarak zorladığı ve tansiyonunu etkilediği anlarda, karşındaki ‘metabolizmanın’ doğrudan okuyabileceği işaretler ile “Ben bu durumun içinde kendimi iyi hissetmiyorum, yardım et” der: yüzün kızarır, terlersin ya da nefesin zorlanır...vb[5] Ya da mutlu haberler aldığın sırada kan basıncın yavaşlayıp yüz kaslarını gevşeterek, sana ve karşındakine anın tadını çıkarman için zaman tanır. İletişimin ruhu olan “duyguları aktarmak” kısmı işte bu şekilde oluşur. Beynimizle yönettiğimizi sandığımız iletişim, aslında kalpten kalbe bir yol inşa eden ve tüm metabolizmanın katıldığı doğal bir dans gibidir. Fakat iletişim hızı artıp, “gör-üşmeler” yerini “konuş-malara” ve hatta yazışmalara bıraktıkça, insanın hem kendi kalbi ile, hem de karşısındaki kalp ile bağlantısı kesilir. Ve doğana aykırı olan bu büyük baskıya ilk tepkiyi, yalnız bir organ olmasına rağmen yalnızlığa hiç tahammülü olamayan kalbin verir: hem duygusal, hem fiziksel olarak. Kendini yalnız hissettiğinde, bu nedenle zor toparlanırsın. İletişim(sizlik) stresi kalp sağlığında öyle etkilidir ki, Psikolog Dr. James J. Lynch, ameliyat geçirmiş kalp hastalarının iyileşme sürecinde kendilerini daha sık ifade etmelerini teşvik ederek tansiyonlarını düzenlemeye destek olan bir tedavi yöntemi geliştirmiştir.[6]

Kendi içinle ve dışınla bağlantıda kalmak bu denli önemlidir. Kendini içeride bölüp kutuplaştırmadan, sevmeye direnç gösteren taraflarını aydınlatmaya adım atabilirsin. Yalnızlık içeride bölünerek başlar ve dışarıya yayılır. Kendini bölerek içeride kurduğun duvarlar, birbirine kavuşmak isteyen ve özlem çeken ayrık bölgeler yaratır. Başkasını özlediğini sanırsın ama özlediğin gerçek kendi’ndir; ayrılmamış, bölünmemiş, merkezinde.

Yalnızlık, öncelikle senin gerçek evin olan merkezinden uzaklaşmayla başlar. Kendinden uzaklaştıkça çevresel şartlarla, başkalarının düşünce ve görüşleriyle savrulmaya başlarsın. Hayat bir türlü kolay akmaz, tıpkı damar tıkanıklığı olan birindeki kan akışı kadar cansız ve iteklercesine gider. Bu ve benzeri rahatsız edici unsurlar aslında senin rotandan nasıl da uzaklaştığını gösteren, yaşamın sana sevgi ve şartsız kabul edişle açtığı kollarının bir başka göstergesidir. Seni, doğru yolunu bulman için yanlış yollara girdiğinde iyice rahatsız ederek, seni doğru çıkışlar aramaya teşvik eder.

Peki bunu daha nazik yapamaz mı?

Sen daha yumuşak bir rehberlikle de yol alamaz mısın, ille de yerden yere vurulman mı gerekiyor?

Hadi, şimdi iletişim yolunu seç ve kalbine bir mesaj gönder. Kalbin her daim çevrimiçi!

[1] https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK279250/ [2] https://www.nhs.uk/conditions/high-blood-pressure-hypertension/ [3] https://www.health.harvard.edu/heart-health/pill-free-ways-to-lower-high-blood-pressure [4] https://www.health.harvard.edu/staying-healthy/6-simple-tips-to-reduce-your-blood-pressure [5] https://www.takingcharge.csh.umn.edu/consequences-loneliness-interview-james-lynch [6] https://www.takingcharge.csh.umn.edu/consequences-loneliness-interview-james-lynch

107 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör