top of page

Kronik Kilolar

Güncelleme tarihi: 5 Haz

50li yaşlarda bir kadın düşün, gençliğinde güzeller güzeli olan… Sürekli tetikte kalmasını gerektiren aktif çalışma hayatı ve evdeki sonsuz sorumlulukları sebebiyle hareket etmeye pek zamanı kalmamış…


Ama aynı sebeple, hayat koşturmacasından, aşırı kilo tutmaya da fırsatı olmamış. Aşırı olmayınca kilolar, hayatındaki öncelikler arasında, “kilosuna dikkat etmek” de, ekmeğe dikkat etmekten öteye geçememiş… Üstelik yaşı ilerledikçe, günlük hareketlerinin sadece süresi değil, çeşidi de azalmış. Böylece, yavaş yavaş alışık olduğu beden de, duygusal dayanıklılık da, düşüncelerinin pozitifliği de değişmiş, bir gün kendisini hiç beklemediği bir noktada “kilolu” buluvermiş.


Buna hazır değilmiş! Ve psikolojik olarak kendisini hala eskisi gibi ince gördüğü / görmek istediği için küçük gelen kıyafetlerini atamamış, büyük beden kıyafetler almaya eli varamamış. Bir gün giyeceğim diye saklamış da saklamış… Oysa işe yaramayanı biriktirmek; ister kıyafetlerde, ister iş/aile ilişkilerinde, isterse de kilo konusunda hep aynı derecede “sağlıksızmış”.

Derken… Kanser şüphesi ile büyük bir korku yaşamış, ağır ilaçlar kullanmış. Hastalığı atlatmış belki ama o zamana kadar zaten yorulmuş olan metabolizması (bedeninin, duygularının ve düşüncelerinin bütünü) bu sürecin yan etkilerini kaldıramayıp daha hızlı ve daha belirgin şekilde kilo almaya başlamış.


Aynalarla olan ilişkisi, giderek zayıflamış. Bu durumun, aslında kendi gerçeği ile olan ilişkisini yansıttığının farkına (çoğumuz gibi) varamamış. Peki sence bunun için ne yapmış? Belki spora başlasa da bırakmış, belki sabrını diyetlerle sınamış ama alışkanlıklarına gem vuramamış; onları değiştirmeyi (gene pek çoğumuz gibi ve çok normal olarak) kendi başına başaramamış.


Dahası, tüm bu gergin süreçle baş etmeye çalışan sinir sistemine bir yük de kendisi bindirmiş; her gün defalarca spora başlamak, kilo vermek, yeniden eskisi gibi zayıf olmak istediğini söyleyip durmuş. Hiç başlamadan ama sürekli söylenerek, yıllarca; kendini, sinir sistemini normaldekinden 2 kat daha fazla yormuş. Adeta eziyet etmiş. Çünkü kendinden hoşnut değilmiş, kilo vermek istiyormuş fakat bir türlü başlayamadığı için, kendisinden bu konuda da kopmaya başlamış. Yetersiz hatta belki iradesiz hissetmiş. Öfkelerin en dipsizi olan “kendine karşı öfke” ile yemeğe daha da sarılmış.


Kiloları, kronikleşmiş.

Sonuçta tüm bu sarmal, güzellik algısı ve zayıf görünme isteğinin ötesine geçip bir sağlık sorununa dönüşmüş. Doktorları için durum şeker ve kolesterol sebebiyle tehlikeli imiş ve elbette ki kendisine çok sıkı diyetler verilmiş. Ne yazık ki sorunun kökünde olan gerginliği giderecek bir diyet olmadığı için, bu diğer “sağlıklı yaşam diyetleri” de asla uygulanamadan çöpe gitmiş. Hayal kırıklığı ile umutsuzluk kol kola girip büyümüş de büyümüş.


Şimdi böyle anlatınca çok net görülen “hayata kızma - öfkeyle yeme – kilo alma – kendine kızma – öfkeyle yeme” döngüsünü bu güzeller güzeli kadın, içinde çırpınırken hiç ama hiç fark edememiş…. Bu döngünün yarattığı hasarın giderek yayılmasını, çok yönlü olarak kronikleşip başkalaşmasını görememiş.


Çünkü bu farkındalığı kotarması gereken sinir sistemi; sağlık sorunlarına rağmen, yeme düzenini değiştiremeyecek kadar yıpranmış haldeymiş…


Böyle bir noktada kalakalıp etrafına bakınmış. Ve aslında bilmese de, kendisi gibi olan binlerce insan görmüş.


İşte bu nokta; kilo verme sürecinin sıfır noktası, bir bakıma olay yeridir. Bu olay yeri incelenip, sıfırdan başlamadan hiçbir diyetin, tedavinin, kişisel spor programının kalıcı bir başarıya ermesi mümkün değildir. Çünkü elde bu işi başartacak kaynak; yani bu değişikliği benimseyip, kabul edip, uyum sağlayacak bir sinir sistemi olmadığından; ne kadar doğru, kişiye özel ve sağlıklı planlanmış olursa olsun, hiçbir çare sürdürülebilir değildir.


Tam da bu sebeple, aslında kilo vermek “oturduğun yerde” başlar. Sinir sistemini hazır etmek, yolculuğa çıkarken arabana bakım yaptırmak gibidir. Patlak bir fren ya da bozuk bir vitesle yola çıkmadığından emin olmakla eşdeğerdir. Kronikleşmiş kiloları vermek; büyük bir yaşam değişimi ile kalıcı olabilecek, çok basamaklı bir süreçtir. Ve bu basamakların zemini, yani sürecin sıfır noktası; senin bu değişime uyum sağlamak için kendi sinir sistemini ayarladığın yerdir. Tüm basamakların sağlamlığı da, elbette zeminin sağlamlığı ile mümkündür.


İşte bu yüzden, eğer bu yola çıkacaksan, önce emin ol zeminin sağlam olduğuna. Yaza kadar kalıcı olarak vermek istediğin kiloların varsa, sinir sisteminle çalışmaya hemen şimdi başla!




Kapak: https://unsplash.com/@luandmario

349 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Ben Değeri

bottom of page