Çocukluğun Senin Gücün

En son güncellendiği tarih: 12 Ağu 2020



Güçlüsün. Kadınsın, kariyerin var, evin, araban, sosyal çevrende bir saygınlığın, belki seni çok seven çocukların ve/ya torunların, hayat damarların…. Erkeksin, işin var, belki altında çalışanların, paran, planların, sözünün geçtiği iş alanların… Güçlüsün. Kim olursan ol belki sadece kendine olan güvenin var seni güçlü kılan, belki kasların, sözlerin, aklın. Güçlüsün.


Peki nasıl geldin bugünlere? Nasıl elde ettin gücünü? Çok çalışarak mı? Vursalar bile yıkılmayarak mı? Kırılan kolunu yen içinde bırakıp, her şeye rağmen devam ederek mi? Yoksa bırak yenin içinde saklamayı, inadına onunla vurarak mı? Yutarak, yutkunarak mı? Dünya yıkılsa da yolundan yılmayarak mı?


Tebrikler, bugüne geldin. Öyle ya da böyle, yıkılmaz kaleni sonunda inşa ettin. Alnın ak, sırtın dik!


Dik durmak demişken, sanki biraz kamburluk var ama bilgisayara bakmaktandır o. Ya da telefona. Lordoz dedi belki doktorun ya da bel kayması, ama trafikte neredeyse bir ömür geçiren insanın beli sağlam kalır mı ki zaten? Normaldir o. Skolyoz (belkemiği eğriliği) bile olsan, kaderdir -çünkü skolyoz vakalarının 80%nin sebebi bilinmemektedir [1]-[2].


Ya sana desem ki o iş öyle değildir? Kronik sırt ağrılarının zihinsel stres ile bağlantısının Harvard Üniversitesi Tıp fakültesi tarafından da kabul gördüğünü ve çözümde zihinsel rahatlama yöntemlerinin tavsiye edildiğini daha önceki haftalarda detaylı şekilde yazmıştım.


Şimdi işi bir adım daha öteye taşıyorum ve sana diyorum ki, Skolyoz senin çocukluğundan bu yana yanlış yollarla güçlenmen (ya da aslında güçlenememen) ile ilgilidir!


Bir durup düşün bakalım. Sen güçlüsün, belki öyle ki her şeye gücün var. Peki çocukluğunun nesi var? Çocukluktan sana kalan neyin var? Çocuk olan sen’in ne gücü var?


Çok sevilerek mi güçlendi senin çocuk halin? Güvenilerek, desteklenerek, dediğine dikkat edilip, saygı görerek mi köklendin? Ya da özgür bırakılarak, doğal yeteneklerine en uygun eğitimi alarak, duygularının farkına vararak mı büyüdün? Eğer durum buysa, seni gerçekten yıkacak pek bir şey olmayabilir şu hayatta. Çünkü çocukluğuna adeta çeliğe su verir gibi sevgi verilmiş. Ve çeliğin gücü gibi, senin sevgin de içinden geri alınamaz.


Ama eğer durum öyle değilse, konuşacak çok şey var demektir. Çocukken utandırıldıysan, ezilip “yaşken eğdirildiysen”, belki tamamen iyi niyetlerle dahi olsa biat ettirilip, susturulduysan, şu ya da bu sebeple bastırıldıysan ve/ya cezalandırıldıysan… beynin bunu bellemiştir. Korunmak için, saklanmak için, dikkat çekmemek ya da kaçınmak için eğilmeyi, bükülmeyi, kendini kabına göre eğip bükmeyi öğrenmişsindir. Hücresel zekana savunma mekanizması olarak kaydetmişsindir. Hiç farkında bile olmadan, yaşadıklarını üst beynine kayıt almadan ya da belki tersine eskiyi silmek için inadına güçlü durarak, dışarıya diklenerek büyümüş olabilirsin. Ama eğer bel kemiğin eğri ise, içeride bir yerlerde “eğil, saklan, küçül” komutu kaydolmuş olabilir.


Nörolog Prof. Milan Roth'a göre, çoğu ergen idiyopatik (sebebi bilinmeyen) skolyozun nedeni, omurilik sinir gerilimidir.[3] Aslında, omurilik gerilimi, doktorların omurganın mümkün olduğunca düz bir şekilde cerrahi olarak yeniden düzenlenmesini önleyen ana sınırlayıcı faktördür.[4]


Peki çok büyük ve süregelen bir fiziksel zorlayıcı yoksa, omurga neden gerilir?


Omurga, duygularının vücudun boyunca sürekli akıp gittiği koridor gibidir. Tüm sinir hücrelerinin, vücudun içinden ve dışından gelen akıl almaz boyutlardaki veriyi, seni kendine ve çevrene hakim kılmak için taşıyıp durduğu yerdir omurga. Vücuda bir yük bindiğinde ilk karşılayan, her koşulda seni dük tutmaya çalışan yerdir sırtın. İster fiziki ister duygusal olsun bütün yükünü taşıyan temel direğindir aslında. Seni taşır ve içinden akan her duyguyu yüklenir.


Utanç, korku ve aşağılanma gibi duygular; yetişkinlerin bile baş edemediği büyük yüklerdir. Ne yazık ki çoğu birey, bu yükleri çocukken yüklenir. Kimi kayıpla yüzleşmek zorunda kalarak, kimi duygusal olarak görmezden gelinerek, kimi suiistimal edilerek, dövülerek ya da çok fazla beklenti yüklenerek; çocuk omurgasına dünyanın yükünü alır. Her metabolizma travmaya farklı tepki verdiğinden kimi çocuk büyürken bu yükleri derinlere itip bilinç düzeyinde gerçekten unutur, kimi inkar eder, yokmuş gibi davranır, kimi inadına kahkaha atar, vurdumduymaz olur ya da çoğu kocaman (ve kırılgan) bir ego kalkanı geliştirir. Ama tepki her ne olursa olsun, negatif duygunun yarattığı enerji hücresel düzeyde kas dokusuna kaydolur. Her duygunun bir ağırlığı vardır ve sen başını ne kadar dik tutmaya çalışsan da omurgan bu ağırlığı ancak bir yere kadar düzgün taşır. Onları kendinden bile gizli arşivlerinden çıkarmak için bilinçli olarak çalışmadıkça, omurgan gerilir, ağrır ve bir zaman sonra muhtemelen eğrilir.


Nasıl, sana olası geldi mi bu teori? Aslında çocukluk travmalarından kurtulmak üzerine çalışan psikiyatrist B. Van Der Kolk, “The Body Keeps the Score” (Hesabını vücut tutar) kitabında buna şu şekilde değinir: “Korku ve utanç duygularını taşımak, muazam bir güç gerektirir.” Aynı gücü, bu yükleri üzerinden bırakmak için de kullanmak ister misin?


Kendi gücünü bulmanın birçok yolu var. Bizimle birlikte ilerlemek istersen, birlikte neler yapabileceğimiz hakkında aşağıdan bilgi alabilirsin.



[1] https://www.nhs.uk/conditions/scoliosis/ [2] https://www.sauk.org.uk/scoliosis-information/scoliosis-the-truth-about-common-myths [3] https://scoliosiscarecenters.com/how-scoliosis-is-caused/ [4] https://mindkindmom.com/scoliosis-fear-shame-and-your-tight-spinal-cord/

162 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör