top of page

Hayatla Kalabilmek

Ya kaygılı olmaya ihtiyacın varsa?

Ya istediğin rotayı yürütmen için gereken, aslında biraz hatta bazı zamanlarda oldukça endişeli olman ise?


Tersini söyleyip dursak da aslında baskı hissi, belirli şekillerde, var olmamıza hatta gelişmemize yardım eder.


Tehditle karşılaştığında, aslında sosyal bir araç olan zihin, bir tür savunma sistemine dönüşür. Bu da çoğu kez, edinilmiş kaygılar sayesinde aktive olur. Nasıl mı?


Kaygıların bu noktada senin zihinsel faaliyetlerini keskinleştiren bir katalizör olur, daha hızlı ve etkin düşünmene, oyalanmayı bırakmana yardımcı olur. Acil ihtiyaçlarını görmene, mecburi yüklerinden ayırmana yardım eder. Hayatını dengeye getirmek, istediğin merkezde durmak için sana gereken o ateşleyici cesareti verir.


Çünkü kaygının kökleri korkudan gelir, ki korku da en temelde hayatta kalma güdüsünden köklenmektedir. Hayatında dönem dönem ortaya çıkan kaygılar, çok yoğun olsalar dahi, dolaylı olarak senin toplanmana, hayatta kalmana, kendi hayatında merkezlenmene yardımcı olur. Sadece hayatta kalmana değil, belirli durumlarda "hayatını yaşamana" da yönelik destek verir. Başkalarını memnun etmek için üstlendiğin sorumluluklarla çok dağıldıysan, kaygıların seni toplar, içine düştüğün sorumluluk döngülerden kurtulup merkezlenmene ve dikkatini kendine vermene yardımcı olur.

Sorun; bu kaygıların kaynağı ortadan kalkmadığı ya da kalksa dahi sendeki etkileri geçemediği zaman ortaya çıkar. İlk etapta hafif bir seviyede dahi olsa, uzun süreli olduğunda her türlü kaygı sinir sistemine ağır gelir.


Aslında akut seviyede yapıcı bir şey iken, uzun süre devam ettiğinde, yani kronik kaygı haline geldiğinde; kısa vadede yapıcı olan hormonlar, uzun vadede yıkıcı olmaya başlar. Yaşlanma - yıpranma - yorulmaya; hafızada, çözüm

üretmede ve yaratıcılıkta verimsizliklere; kendin suçlamaya, yapıcı olmayan, seni yıkan yoran, hasta eden etkilere dönüşür. Üstüne üstlük, bu yoğun kaygı seviyesinin uzun sürelere yayılarak "normalleşmesi"; kısa süreli kaygı uyarmalarına ihtiyacın olduğu zamanlarda seni yarı yolda bırakır. Çünkü sinir sistemin artık bu derece yüksek kaygı haline bir anlamda alışmış, hatta bağımlı olmuştur.

İşte bu nokta, her türlü bağımlılık gibi, sorundur. Üstesinden gelebileceğin ancak içinde iken kendisini fark edemeyebileceğin "görünmez" bir sorun...

Tam da bu yüzden, ibre aşırıya kaçmadan önce gerekli hizalamayı koruyabilmen, senin önceliğindir. Kaygılarını işe yarar seviyede tutman, gerektiğinde cesaretli adımlar atabilmen için bu rezervi idareli kullanman; kendine karşı en önemli sorumluluğundur.


Bunun için kendini gerektiğinde sakinleştirebilmeyi, böylece zihnini normal hayatında gelişmene destek olacak şekilde sakin, yaratıcı ve çözüm üretici halde tutabilmeyi kendine öğretebilirsin. Daha doğrusu sinir sistemini bu yönde eğitebilirsin.

Kendi başına kaldığın zamanlarda kafandaki kaygılar seni bir yere götürmeyecek şekilde, gereksiz tekrarlar, çıkmaz sokaklar olarak kalıyorsa eğer, o zaman basite dönmelisin. En basite... Doğduğun andan beri alışık olduğun, doğuştan duyarlı olduğun, seni rahatlatan, çok basit ama çok ilkel bir yerden sinir sistemine "sakinleşme" mesajını veren "dokunma" hissine...


Dokunmak, senin tüm vücudunda etkili bir sakinleştiricidir. Üstelik bunun için en etkili bölgelerden biri, her gün üzerinde durduğun ayak tabanlarındır. Ayak tabanların, sadece tüm vücuduna ulaşan sinir uçlarına ev sahipliği yapmakla kalmayıp; seni toprakla da temas ettirdiği için, dokunmanın sakinleştirici hissini çok daha güçlü hissedebilmeni sağlar.

Aşırı kaygıdan dağıldığında, zihnin bulunduğun ortamdan çok geçmişe yada geleceğe kaçtığında, henüz oluşmamış ya da çoktan olup bitmiş olayların stresi seni bu andan ve merkezinden uzaklaştırdığında; toprağa, çimene, ahşaba ya da sana ne iyi hissettiriyorsa oraya bas, temas et, dokun ayak tabanlarınla...


Bunu yaparken zihnini sessizleştirmeyi, zorla iyi düşüncelere yönelmeyi, kendini iyi olacağına ikna etmeyi falan düşünme! O iş zaten öyle olmaz. Sadece ayağa kalk ve yürü. İstediğin yerde dur; ayaklarının altındaki dünyayı, şu anda bulunduğun ortamı hisset. Aklına düşünceler geldiğinde (dikkatini ya da odağını değil;) duyarlılığını, farkındalığını sen yine ayak tabanlarına yerle olan temasına yönlendir. Sanki, üzerinde durmayı sevdiğin o zemin her ne ise, oradan ayak tabanların vasıtasıyla sana mors alfabesi ile mesajlar iletiliyormuş, sen de bunları hissetmeye çalışıyormuşsun gibi düşün. Böyle bir duyarlılık; beyninin kendini kimyasal olarak sadeleştirmesine, zihninin toparlanmasına, sinir sisteminin seni rahatsız eden faktörlerden uzaklaşabilmesine yardım eder...

Hadi bir dene. Dilersen deneyimlerini yorumlarda paylaşabilirsin.


Salgınların, yangınların, krizlerin ve hepsinin getirdiği (derinden hissettiğin ama tek başına etki edemediğin) kaygıların, üzüntülerin içinden geçerken; topraklanabilmek, hayatta kalmak ve hayatla kalmak için yapabileceğin en etkili sakinleşme şeklidir.


Fotoğraflar:



185 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Ben Değeri

תגובות


bottom of page