İçinde kaç kişiyi doyurmaya çalışıyorsun?

En son güncellendiği tarih: Oca 23

Yıllardır yemek yiyorsun, her gün.

Bazen hayal kırıklıkları içinde yürüyorsun.

Kendinden beklentilerin var, senden beklentiler var. Etrafını mutlu etmeyi seviyorsun, yaptıklarınla mutlu olanları görünce seviniyorsun. Aslında insanların senin varlığından mutluluk duymasını seviyorsun.

Bir de sana ek olarak "kiloların" var.

Fazla kilolar.

Kurtulmak istediğin, etrafını saran şeyler.

Ne zaman geldiler oraya, ne zamandır oradalar? Belki çocukluğundan beri, belki kendini bildin bileli...

Ve niye varlar ki?

Oysa varlıkları hiç kimsenin beklentisini karşılamıyor, hele ki senin!

Madem öyle, peki neden hala duruyorlar?

Hayatta kalmak, hayatımızı baştan sona etkileyen bünyemiz için esas önemli olan amaçtır. Ve bunun için her şeyi yapar.

Modern zamandaki çevresel tehditler, yarattıkları stres seviyesine bakıldığında, doğada var olma çabasındaki bir canlının stresine yakın düzeylerde olabilir. Günümüzde anlık olan "faydalı" streslerden çok, kronik ve zihinsel yüke yol açan uzun süreli stres daha yaygın haldedir.[1]

Çünkü farkına varmasak da, sosyal ilişkilerimizdeki beklentilerimiz süregelen bir stres yaratır. Bir başka deyişle ailelerimizle, arkadaşlarımızla, yakınlarımızla birlikteyken ya da iş ortamımızda hele ki yeni girdiğimiz ortamlarda iken; tanınma, bilinme, statülendirilme, bireysel alanımızın tanınması gibi sosyal etkileşim ihtiyaçlarımız; bir nevi "var olma" çabamız sürekli olarak devam eder. Bu nedenle de, insanların arasında konumlandırılmak istediğimiz (veya konumlandırılmış olduğumuz) yerin güvenli hissettirmesi için biyolojimiz elinden geleni gözünü kırpmadan yapar.

Bir şekilde kilolarımız buna hizmet ediyor:

Yağlı doku etrafımızı sararak bizi saklıyor belki ya da beklenmedik fiziksel darbelere karşı önemli organlarımızın sağlam kalmasına yardımcı oluyor. Bizi düzensiz uykuya ve apneye sokup geceleri sık sık uyanmamızı sağlayarak, gece başımıza gelebilecek bir tehdide karşı bizi uyku saatinde bile “tetikte” tutmaya çalışıyor. Ya da belki bilinçaltımızdaki bir korkuya hizmet ediyorlar: belki kilolarımızdan kurtulduğumuzda içeriden muhteşem bir insan çıkacak ve göreceği sosyal talep onu o kadar çok iletişim beklentisini karşılamak zorunda bırakacak ki kendisini kaybedecek. Veya çevresindeki diğer insanlar onu kıskanacak, onunla rekabet edecek ve böylece yıpratacak. Kilolar sosyal ortamlarda aslında kamufle olmamıza da hizmet edebilmektedir. Kamuflaj doğanın hep kullandığı bir savunma metodudur çevresel tehditlere karşı. İnsan etkileşimleri de doğadan geri kalmaz bu konuda.

Peki hayatta kalmak, sağlıklı keyifli iletişimler kurmak için fazla kiloların olması şart mı?


Fazla yağı vücudumuzda tutan fizyolojiye baktığımızda, böbrek üstü bezi tarafından salgılanan kortizol ve adrenalin hormonlarının yarattığı stres tepkisinin yağ depolamayla paralel olduğunu görüyoruz.[2] [3] [4] Stres hormonlarının salgılanmasıyla kana daha fazla glikoz, yani hızla enerjiye çevrilmeye hazır temel molekül salınır. Bu durum; riskli durumla mücadele etmek veya ondan kaçmak için gereken yakıtı sağlayan, sosyal sinir kompleksinden daha ilkel olan ve hayati öneme sahip sempatik sinir kompleksinin talimatıyla gerçekleşir. Aynı zamanda, bizi savaşa hazırlamak için elinden geleni yapan kortizol hormonu, metabolizmayı da yavaşlatarak kilo kaybetmemizi önler, almamıza neden olur, böylece enerji depolarımız her zaman kullanılmaya hazır halde vücudumuzun çeşitli yerlerinde, hatta bazı durumlarda iç organlarımızın arasında da viseral yağ olarak birikir.[5] Zihne belki mantıksız gelebilir ama onaylanma, kabul görme, kabul edilme kaygısı; fazla yeme ve yağ depolama talimatlarını devreye sokan oldukça güçlü bir stres kaynağıdır.[6]

İşte duygusal durumun, yeme alışkanlığını ve kilo alımını böyle etkiler… Peki bu kaygıdan, kilolarını arttıran veya sağlıklı / sürdürülebilir şekilde yağların azalmasını önleyen, seni "duygusal yeme" davranışına iten stresten nasıl özgürleşebilirsin?

Sosyal etkileşimlerde mücadele verdiğin alanları gözlemlediğinde, bazı ortak noktalar fark edebilirsin: Karşındakilerin, diğerlerinin ne düşündüğüne ve ne dediğine fazla önem vermek, önceliklerde üst sıralara koymak mesela.

Yemek yerken kendini izle; özellikle de yerken. Aklının yemek yeme sırasında hangi düşüncelere, anılara, hatta gerçekleşmemiş senaryolarda gezdiğini izle. Evet, işte o anlarda o lokmayı çiğneyen sen değilsin, senin düşüncelerin, hatta düşüncelerindeki kişiler, senaryolarındaki eforlar. Her biri senden ayrı kişilikler; tartıştığın, çok özlediğin, unutamadığın, kızdığın... Dışarıdan bakıldığında tabağındaki, çatalındaki, elindeki yemeği fiziksel olarak alıp çiğneyen sensin gibi görünüyor, ancak iştahını büyütenler o kafandaki kişiler.[7] [8] Bu nedenle senin vücudun; esasında ihtiyacı olan besini, miktarı gayet iyi bilse de, bu kaygı, üzüntü, özlem, stres, öfke yumağında başka başka kişiler için lokmaları tüketirken kendi istediği miktar ve seçenekler geride kalıyor. Ve senden böylesine kopuk ve iletişimsiz kalan vücudun da artık seni özlüyor; bir gün kendine dönmeni, bir gün merkezine geri dönmeni bekliyor.

Duygularını yemekle geçiştirmeyi öğrenmiş olabilirsin, gereğinden fazla yemek yaparak ve esas o fazla yemekleri yiyerek; bünyenin ihtiyacı kılıfına uydurarak öğünleri geçirirken zaman da geçip gidiyor. Ve ucu açık kalmış, çözülmemiş duygusal açlıklar aslında hiçbir yere gitmiyor, ufacık da olsa doymuyor. Sadece sinir sisteminin, büyüme çağında zihninin alıştığı şekilde, sıkıntılarını fazla yemek yiyerek veya yaparak gündeminden çıkarıyor, erteliyor. Ertelenen konular, yapılması gerekenler listesinde oradan oraya müracaat edecek yer arayan o tamamlanmamış, baskılanmış, çevredekiler yansıtılmasında hoşlanmıyor diye üstü bastırılmış duygular en sonunda nereye gidiyor? Sosyal katılım sistemini yürüten ventral vagal sinir sistemiyle doğru ve sağlıklı şekilde ifade edilerek, sunularak ferahlamaya çalışıyor. Eğer bu sistem görevini yeterince başarılı yapamazsa; sana stres veren tehdit unsurunu “keyif, haz, şefkat” ile bertaraf edemezse daha ilkel savunma sistemlerine gidiyor. İlkel sinir sisteminde o kişi, o bünye hangi tepkiyi vermeye alışıksa kendiliğinden onu veriyor; maalesef bilincin bu aşamada pek de söz sahibi olamıyor. Bedenine, zihinsel ve bedensel sağlığına doğrudan veya dolaylı bir şekilde yansıyor, bedenimiz borç ertelemeyi pek bilmez :) [9]

Yüreğini duymanın, dinlemenin yolları ve çözümleri mevcut. Yürekten gelen mesajları anlamak için algını, farkındalığını öz-şefkate yönlendirdiğinde, bunun için tek bir adım attığında bile kalbin sana hızla yaklaşır. Var olduğun sürece kalbin seninledir, uzaklaştıkça evinden uzaklaşırsın, etrafında tüm yakınların olsa da, çocukluğundan beri oturduğun evde olsan da kalbinin mesafesi bağımsızdır; sadece kendine yürüdüğünde yakınlaşır. Kalbinde, kalp evinde hiçbir zaman yargılama ve cezalandırma yoktur, farkındalık, öz-şefkat, kabul etme vardır. Bu hisler ventral vagal sinir kompleksinle dokunabileceğin yerdedir. Bu hisler tatmin olmak, tamamlanmak, eksiği ve boşlukları doldurmak için dışarıdan bir şeyler istemez, yemekle doymaya çalışmaz. İşte böyle olduğunda sen sadece vücudunun ihtiyacı olan kadarını, sadece zihin ve beden sağlığının istediği şeyleri yersin.

Vücudunun stresli olmaya ve yağ depolamaya meyil ettiği tepkileri dengeli seviyelere çekerek, zihnini kalbine yardımcı olan bir uzantıya dönüştürerek, bilincinin engin hazinelerine, gerçek içsel huzurlu evine kavuşarak yeniden yaşayabilirsin. Bu koşullarını yarattığında, ister kilo vererek mutlu olursun, ister mevcut kilonla mutlu olursun. Kilo değerin, nicel değerlerin mutluluğuna engele olamaz, özgürleşmiş olursun, vücudun hangi halde sağlıklı ve rahatsa o halinde kalır.

İşte ben bu şekilde 3 ayda, yağ ve ödem dolu 17 kilogram verdim. Ben istediğim kiloya, bedene geldiysem sen de gelebilirsin, yüreğin attığı sürece bedenin ve tüm hücrelerin seninledir.



[1] Loughman, A. (2016). Ancient Stress Response vs Modern Life, Medium, https://medium.com/mindbodymicrobiome/ancient-stress-response-vs-modern-life-e1a8febc9c5f [2] Block, J.P., He, Y., Zaslavsky, A.M., Ding, L., Ayanian, J.Z., (2009). Psychosocial stress and change in weight among US adults, Am J Epidemiol, 170(2), p.181–192 https://academic.oup.com/aje/article/170/2/181/111196 [3] Scott, E., Gans, S.MD. (2020). How Stress Can Cause Weight Gain, Verywellmind, https://www.verywellmind.com/how-stress-can-cause-weight-gain-3145088 [4] Porges, S.W. (2007). The polyvagal perspective, Biological Psychology, vol. 74, p.120, 121, 123 https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0301051106001761?via%3Dihub [5] Goldstein DS. (2010). Adrenal responses to stress. Cell Mol Neurobiol. 30(8), p.1433–1440 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21061156/ [6] Al-sheyab, N.A.,Gharaibeh, T., Kheirallah, K. (2018). Relationship between Peer Pressure and Risk of Eating Disorders among Adolescents in Jordan, Journal of Obesity https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6169234/ [7] Porges, S.W. (2001). The polyvagal theory: phylogenetic substrates of a social nervous system, International Journal of Psychophysiology, Volume 42, Issue 2, [online], p.124, 133 https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0167876001001623#:~:text=The%20evolution%20of%20the%20autonomic%20nervous%20system%20provides%20substrates%20for,less%20social%20systems%20are%20recruited [8] Al-sheyab, N.A.,Gharaibeh, T., Kheirallah, K. (2018). Relationship between Peer Pressure and Risk of Eating Disorders among Adolescents in Jordan, Journal of Obesity https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6169234/ [9] Porges, S.W. (2007). The polyvagal perspective, Biological Psychology, vol. 74, p.120, 121, 123 https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0301051106001761?via%3Dihub

224 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör