top of page

KORKUYOR MUSUN?


Korkuyor musun? Gelecekten, geçmişten, “hemen şimdi yapılması gerekenler”in üzerine yüklediklerinden? Dolar kurundan, pandemiden, giderek kontrolden çıkan işlerden, uzaklaşan ümitlerden…günün birinde gelir mi dediğin kendi deliliğinden?


Aklın senin kalen. Hep de öyle oldu. Belki hep çok parlaktı, belki pek de değildi ama her dakika çok çalıştı aklın; başına gelen her şeyi onunla aştın. Ama şimdi epeydir yorgun; düşünmekten değil üstelik de, düşünememekten! Olan biten karşısında donup kalmaktan, bir türlü çözüm bulamamaktan ve bu halde günlerce, aylarca bilmediğin uzun zamanlarca kalmaktan bitkin beynin.


Alıştık dediğin her seferinde, daha büyüyerek geliyor dalgalar. Hele de gemide tek sen yoksan, panik beşe, yüze, bine katlar! Çok derinden korkarsın. Ve korkmakta haklısın.



İnsan beyni çözemediğinden korkar. Çünkü analiz yeteneği bizi diğer canlılardan ayıran şeydir. Ve nedeni sonuca bağlayıp da işin özünü analiz edemediğinde, insanoğlu evrenin sonsuz ihtimalleri karşısında diğer canlılar kadar aciz kalıverir. Acizlik, beynimizin alışık olduğu bir his değildir ve panik tüm kalelerimizi bir anda yerle bir edebilir. Hatta o kalelerin yıkıntısından, kendi yeni korkularını yaratıp onları (gerçekleşme ihtimalleri çok düşük olsa bile) kendi üzerine salabilir.


İşte böyle anlarda, herkes teslimiyetten bahseder. Aklının ermediği yerde, daha büyük bir akla güvenmek elbette akıllıca bir iştir. Ancak ya bunu başaramıyor, belki böyle hissetmek istemiyor ya da denesen bile beklediğin sonucu alamadığın vakitlerde güvenini tümden kaybediyorsan? İnan bu 3 ihtimali yaşamayan yoktur. Ve akıl, böyle işlerde ikna ile yola getirilebilmekten çok ama çok uzaktadır.


O halde şununla başlayalım: panik anları, kendini ikna anları değildir. Benzer şekilde farkındalık da; kendi aklını, içinin almadığı bir şeye ikna etmek, bakış açını eğip bükerek bir kalıba sokmak değildir. Son olarak teslimiyet, boşverir gibi yapıp içindeki kaygıları körlemesine bastırmak, duymazdan gelmek, tilki uykusunda beklemek de-ğil-dir!



Peki nedir? Bu kadar bilinmezlik, tahmin edemezlik, günlere aylara varan çaresizlik karşısında insan ne yapabilir?


Bağ kurabilir!


Hadi canım! O kalbin işi değil midir? Hem bağ kurmak aklı nasıl sakinleştirebilir?

Bu noktada, ciddi ciddi çocukluğuna dönelim. Çünkü bugün korkularınla baş edebilme rezervlerin, o günlerde inşa edilmiştir.


Şimdi, her şeyden önce, çocukken korktuğunda sarılacak birini (anne-baba olmak zorunda değil) bulabilecek kadar şanslı mıydın bilmiyorum. Çünkü ne yazık ki çoğu insan değildir. Kimseleri olmadığından değil, kimse onlar için orada olmadığından bu böyledir…



Neyse, eğer şanslı idiysen, şimdi şansın bine katladı bilesin. Çünkü beynin bağ kurmayı öğrenmiştir ve bu bisiklete binmek gibidir. Bu, aklının çaresiz kalmasına yol açan panik de dahil olmak üzere, kök duygularını iyi kötü regüle edebilirsin demektir. Bağ kurmak, beynini sonsuz aklın (ve sonsuz kalbin) birbirine erişim sağlayabildiği gelmiş geçmiş en kapsamlı blockchain ağına bağlar. Tam da pili bitmiş iken doğrudan merkezi elektrik şebekesine bağlanmış bir lamba gibi ışıldamanı sağlar!


Ama çocukken bu şekilde bir şansa sahip değildiysen, bu kez de beynin bağ kurmadan idare etme yolları geliştirir. Korktuğunda kendini bastırmayı, ilgisini esas ihtiyacı dışında bir yere kaydırmayı, beklentisi yokmuş gibi “davranmayı”, bağ kurmak için yaratılmış maddi manevi tüm organlarını başka şeylere “bağlamayı” kendi kendine öğretir. Çünkü insan beyni, henüz tam gelişmediği yaşlarda bile hayata uyum sağlamak için elinden gelenin en iyisini yapan bir mucizedir.


Böylece sen kaçınmayı öğrenirsin. Saklanmayı, saklamayı; köksüz, bağsız durmayı… Ama bu yol ne yazık ki seni yetişkinliğindeki zor anlarda ayakta tutabilecek kadar güçlü değildir. Çünkü şebekeden değil, pilden beslenir. Seni uzun süre götürür ve gecenin birinde, çoğu kez hiçbir sebep yokken, bir anda tüm korkularının karşısında ışıksız, çıkışsız bırakıverir. Zira pil tükenmiştir.



İşte o an; yukarıda bahsettiğim panik anlarının, çözemediğin sorunlar karşısında donup kaldığın, kendininkinden büyük bir akla güvenebilmenin yollarını aradığın anların ta kendisidir.


Neyse ki beyin, hem fiziken hem de işleyiş olarak; değişebilen, hayata göre şekil alabilen, hatta almak isteyen bir yapıda var edilmiştir. Yaradılışı gereği çevresiyle güvenli bir bağ kurmak ister ve izin verildiğinde bu yönde değişebilir. Bu yüzden sen ne kadar dezavantajlı olursan ol, beyninin bu değişim kapasitesinin farkına vardığın anda artık bir sıfır öndesin demektir.


Bağ kurmak, refleksif bir hareket, bir tür bedensel zeka, daha da iyisi tam bir iç güdüdür. Bu nedenle öğrenmen gerekmez, işini yapmasına izin vermen yeterlidir. İzin vermek ise, “sinir sistemini esneterek” yapabileceğin basit bir egzersiz programı gibidir. Onu yıllardır alıştığı yanlış pozisyonlardan nazikçe çıkarıp, yavaş yavaş esneterek, doğru ağırlıklarla güçlendirip, gerektiği yerde destek vererek yeni bir şekle sokabileceğin bir egzersiz programı gibi…


Bu programı denemek, senin elindedir. Buna bahaneler üretmek de öyle… Şimdi bundan da korkmadan önce bir an dur; bu seferki seçimin seni deneyip deneyip eskitmediğin nerelere götürebilir?



Son Yazılar

Hepsini Gör

Ben Değeri

留言


bottom of page